Kahraman Tazeoğlu – Git Harf Harf Tümcelerimden…

Mart 31, 2007

İndirmek için : TIKLAYINIZ…

Bitti…
Bitmeliydi belki…
Parçalanmış hayatlarımız bütün kalmış bir hayali kabullenemezdi. Mutluluğa kurulabilecek ütopyalar için ruhumuzda beslediğimiz tebessümler, ölüm tehlikesi olan tellerde asılı kalmıştı. Bir hayat izdüşümünde son viyadükte kaybetmiştik birbirimizi. Şimdi bunla yok bizi…

Birbirimize kayıp olmak hayatta var olma oyunumuzdu demek ki. Sen gitmeliydin. Bense; gitme demekten öteye gitmemeliydim. Öyle ya gitsem de dinlemezdin.

Kullanılmamış tüm gülücüklerini bana bağışlıyor şimdi dünya. Sense; ömründeki tüm gitmeler için “elveda”lar topluyorsun azığına. Gitme diyenleri dinlememek içinse çığlıklar yerleştiriyorsun kulaklarına. Oysa ben; azığında duran “elveda”lardan bihaber düşeyazmıştım tek heceye. Sonra düş’e yazmıştım her yolun sonunda sana düşüşlerimi. Hüzne çalan bir sonbahar vaktinde eski kitapların arasında biriktirdiğim bir yığın küflenmiş yalnızlığımla yineliyorum seni. Sonra; içimin deruni çöl gecesinden sesleniyorum sana: ‘bana susacak kadar ben, konuşacak kadar sen lazım’ diyorum.
Sen olmuyorsun ben “sus” kalıyorum…

Suskunluğum tahrip olup harflere dönüşüyor. Ve ben sana dair kurduğum tüm cümleleri mahya yapıp yüreğime asıyorum. İçimdeki özneliğin devam ediyor. Hayatımda bu kadar önemliyken önemsiz bir edat’a dönüşmenden korkuyorum. Bu yürek mizanseni bir monologdan oluşuyor; diyaloğu hiç olmayacak biliyorum. Ve sen sandığım tüm hayallerini içimin hayat akordu bozulmamış yanlarına saklıyorum.

Sonra gitarımın tellerine satıyorum acılarımı. Acıya bulanan tellerime vurdukça parçalıyorum parmaklarımı.

Geceler titrek elerime bulaşıyor her sabah. Giden “ay”a satır uçlarında kalmış, bir satırdan diğerine düşememiş hasretlerimi teslim ediyorum. Gelen “güneş”e yüzü hüzne bakan şarkılar besteliyorum. Bir çığlıktan uyanıp diğer bir çığlığa gözlerimi yumuyorum. Ve sen sandığım bütün hayallerini içimin hayat akordu bozulmamış yanlarımda saklıyorum.

Doğru yolundan şaşıyorum nefes almanın. Bir yerde veresiye olmayan ölümler çıkıyor karşıma, bir hüznümle bir damla gözyaşıma alıyorum hepsini. Birini ölüyorum. Sonra bir nefes daha alıyorum can sıkıcı bir senfoni tadında. Sonra ikinciyi ölüyorum. Ölmeyi bile beceremiyorum.

Ruhumun dallarında yedi veren acıyla günler eskitiyorum. Dünlerime tuz basıyorum yanına yarınları hapsederek. Ne seni bulabiliyorum bu zifiri karanlıkta ne de kendimi. Tüm sevgim kulağına fısıldanmış bir masaldı belki. İçimde kapan kıyamete, ensemde vurulan düşmana ve avuçlarımda biriken nefretime inat yudumlamalıydım hislerimi. Sana adanmış; ama benden ötesi olmamış fırtınalı bir yolculuktu bu. Haniydi mutlu olamama değecek yâr?

Yokluğuna var olmayı denedim durdum. “ünlem” dedin korktum, “virgül” dedin konuştum, “nokta” dedin sustum, “ayraç” dedin ve kayboldun. İsmimi isminden ayıran işareti sen buldun. Bense; yine yokluğunda var olmayı denedim durum. Kırılmak üzere olan bir kalemle, kızıldan siyaha çalan bir günde sana şiirler kurdum. Bir hayat izdüşümünde, son viyadükte birbirimizi kaybetmişliğimizi, bulunmazlığımızı hayat denilen iki çığlık arası bir nefesten ibaret olan oyunun acı sahnesi saydım. İçimi bu denli yakmaya sen yanlarımdan başladım…

Şimdi hangi rakamı versem sonucu sen çıkar? Hangi seni versem sonunda mutluluk yüzüme bakar? Yok, bu işlem ancak eşitsizliğe yol açar.

İsmin baştan sona ağlamaklı bir ömre bedel… Kayıpsın bana, benli her şeye, belki de en başta kendine… Kayıbız birbirimize. İçimin derinlerinden; koca okyanusları aşıp gelmiş, tüm harfleri hayata devirip kalbime ansızın düşüvermiş bir “mim” oldun. Öyle bir “mim” ki; “elif” i silmiş, “be” yi yutmuş, “te” yi unutmuş, “se” yi uyutmuş… Kendini bir tek “mim” de bulmuş. Şimdi yüreğimdeki “mim” in göz kapaklarıma düşüyor. İntiharına ramak kalan tümceler yakıyor beni. Ben ki kaç nefesimi asmıştım idam sehpasında. Son dileği hep sendi nefeslerimin. Ve ben, son dileği gerçekleşmemiş hayata prangalı bir mahkûm.

Gökten yıldızlar yağıyor üstüme. Birini tutsam diğeri kaçıyor. Payımıza düşenlerden payıma düşenleri alıyorum.

Yoksun … Yok oluyorum…

Seslendiren :Kahraman Tazeoğlu


Resimlerin…

Mart 29, 2007

Sen değiştin, resimlerin hiç değişmedi
Nasıl seviyorum bilmezsin şu albümü
Resimler yalancı değil, resimler ölmüyor,
Aslında acı olan şey; sevgilerin ölümü
Sahte renkler yerini gölgelere bırakmış
Resimlerde siyah beyaz gözlerin, dudakların
İşte bak! ellerin ellerimi arıyor
Resimlerde besbelli anlatamadıkların
Şimdi bir çerçeveden gülümsüyorsun bana
Hatırlıyor musun bu resim çekildiği günü
Bakışların ne kadar duygulu, ne kadar sıcak
Anlıyorum neler düşündüğünü.
Bir başka resimde biraz kederlisin
Hüzünlü bir şarkı dökülüyor dudağından
Şimdi senden çok uzak bir şehirde
Seni seyrediyorum bir albüm yaprağında
Bu karanlık yoktu, bir zaman sen vardın
Yaşamak cömertçe sunduğun bir ışıktı
Sen değiştin, onlar hiç değişmedi
Resimlerin senden vefalı çıktı

Ümit Yaşar Oğuzcan


Papatya misali

Mart 28, 2007

Papatya Gibi
Hain bir akşamın,
Korku dolu suskunluğu oldu beni sana yaklaştıran.
Bir yeminle mühürlü kalbim,
Senin sevdanın beşiğinde ,
Başladı yeşermeye yeniden.

Üşüyordum
Taa ki koynuma alıp yüreğini,
Bir yorgan misali sarınıp ruhuna ;
Giderken düşler alemine.

Ve şimdi,
Baharı bekleyen bir papatyanın saflığı bekliyorum,
Susuyorum seninle gelecek aydınlıklarıma


Papatya ve Kelebek

Mart 28, 2007

Günlerden bir gün, evrenin bir noktasında, küçük bir tırtıl gözlerini
hayata açmış. Doğal içgüdüleri ile hemen beslenmeye başlamış.
Ne bulursa yemiş. Bir süre sonra, yeterince büyüdüğünde,
kendine güvenli bir yer bulup, bir koza örmeye başlamış.
Bu kozanın içinde geçirdiği uzunca bir sürenin sonunda da,
rengarenk kanatlı bir kelebek olup çıkmış.

Minik kelebek, uçabiliyor olmanın da verdiği mutlulukla uçmaya
başlamış. Dağlar tepeler aşmış, ormanın her yerini dolaşmış.
Derken bir vadiye gelmiş. Rengarenk çiçeklerin bulunduğu bir vadiye.
Etrafına şaşkın şaşkın bakarken, vadinin öbür ucunda bir papatya
görmüş. Bir anda afallamış. Ne düşüneceğini, ne yapacağını
bilememiş. içinden “Ne muhteşem bir çiçek” diye geçirmiş.
Ve vakit kaybetmeden yüzlerce renkli, hoş kokulu çiçeğin
üzerinden geçip doğruca onun yanında almış soluğu.

“Merhaba” demiş papatyaya, “sizi uzaktan gördüm ve yanınıza
gelmek istedim.”. Nazlı papatya şöyle bir bakmış konuğuna ve
“Merhaba” demiş, “ben de yalnızlıktan sıkılmıştım zaten.”
Ve konuşmaya başlamışlar. Kelebek ona hayat hikayesini,
nerede dünyaya geldiğini, geçtiği ormanı, tepeleri anlatmış.

Papatya da ona kendinden bahsetmiş. Birbirlerinden gerçekten
hoşlanmışlar. Kelebek bütün zamanını papatyayla geçirmiş.
Gece olunca beraber yıldızları ve ateş böceklerinin danslarını
seyretmişler. Gündüz olunca kelebek, kanatlarıyla papatyayı
güneşin yakıcı ışınlarından korumuş. Minik kelebek papatyayı çok
sevmiş. O kadar çok sevmiş ki, bir türlü onun yanından ayrılamamış.
Papatyanın da onu sevip sevmediğini merak ediyormuş. Ama cesaret
edip de bunu papatyaya söyleyememiş bir türlü. Onu kırmaktan,
incitmekten, bu yüzden kaybetmekten korkmuş. Papatya da
kelebeği çok sevmiş ama o da bir türlü söyleyememiş sevgisini.
Duygularının karşılığının olmayacağından, bu yüzden kelebeği
kaybedeceğinden korkmuş. Böylece iki sevgili yan yana
ama sevgilerini paylaşmadan sürekli sohbet etmişler.

Böylece saatler saatleri kovalamış. Günler geçip de, kelebek
artık zamanı kalmadığını, gücünün tükendiğini anlayınca, papatyaya
dönmüş ve; “Üzgünüm ama senden ayrılmam gerekecek” demiş.
Papatya buna bir anlam verememiş. “Neden” demiş. “Yoksa
benim yanımda mutsuz musun?”. “Hayır” demiş kelebek. “Bilakis,
sen benim hayatıma anlam kattın. Fakat biz kelebeklerin ömrü
sadece üç gündür. Ve ben de ömrümü tamamladım. Artık
kelebeklerin hiç ölmediği bir yere gitmeliyim.”

Papatya bu duruma çok üzülmüş ama yapacak bir şey yokmuş zaten.
Kelebek artık hiç gücünün kalmadığını, daha fazla tutunamayacağını
fark ettiğinde, son bir gayretle papatyaya “Sevi seviyorum”
diyebilmiş ancak. Papatya donakalmış. Sadece “Bende…”
diyebilmiş kelebeğin arkasından. Ardından da gözyaşlarına boğulmuş.

İçinden “Keşke onun da beni sevdiğini bilseydim.
Keşke onu sevdiğimi söyleyebilseydim.” diye geçirmiş.
Papatya, sevdiğinin onu sevdiğini bilmeden geçirdiği günlerin
acısına dayanamamış. Bir süre sonra yaprakları önce solmuş,
sonra da dökülmeye başlamış.
Her düşen yaprakta papatya, “seviyormuş” diye geçirmiş içinden.

İşte o günden beri, bunu bilen aşıklar,
sevgililerine soramadıklarını hep papatyalara sormuş:
“Seviyor mu, sevmiyor mu?”…


Kazım Koyuncu – Hayat

Mart 27, 2007

GELENEĞİ MODERNİTEYLE BİRLEŞTİREN YENİDEN-ÜRETİMİN ÖYKÜSÜ: YÜREĞİNDEN GEÇENLERİ EVRENSEL DEĞERLERLE SESLENDİREREK FARKLILIĞINI GELECEĞE TAŞIYAN ÇOK YÖNLÜ BİR MÜZİSYEN Kazım KOYUNCU

…ÖZLEMLE ANIYORUZ…

Bu güzel parçayı alttaki linkten indirebilirsiniz…

http://dosyam.net/?id=c4inys

şiir: Eşkiya (Yavuz Turgul)

Kaçagım eşkiya aşklar yaşarım durmadan
Kaşla göz dagla uçurum arası…
Konar göçerim
Sürgünlügümü yurtlamaz yerleşik sevdalar…
Sıgsın isterler defnelerim küçücük saksılarıma
Yetmez dag başlarının teslimiyeti istenir
Ya katli Ya ihanetim…..
Bilmezler bir başka bir yol oldugunu
Yani ben eşkiya
Her yanı pusu
Gözlerimde ki dumanlı daglara sevdam
Zülfümde gölgeye sıgınmam bundardır….
O zaman keyif çatarim silah diye sevdagının doruguna
Buzullar erir nehirler yatak değistirir
Sevdalarımı ışıklarında yıkarlar
Sonrada yürekleri seslerinde gürül gürül akarlar
Çıplak suretleri dag baslarını resmeder
O den iklim degişir guzun olur
Yüregimden gayrısına sır vermedıgım dogrudur
Kaçaklık bu hadi gel şahrudum
Daglara gölge verelim…….
Gögüsüm tahtasının altı ol
Yoksa vuracak beni hasretin bir tenhada
Yakışırmı bir kaçaga
Ecel eliyle ölmek……

Hayat

Hayat denen sonsuzluk
Karşısında bir çocuğuz
Düşekalka büyürken
Kalkamayız bir çoğumuz

Buhayat böylemi olur
Düşen hep yerdemi kalır
Gün olur belim doğrulur
Kim ne olacak belli olur

Ama bitemz yolculuklar
Belki biraz canın yanar
Düştügün yerde doğrulup
Başlar yine ilk adımla

Buhayat böylemi olur
Düşen hep yerdemi kalır
Gün olur belim doğrulur
Kim ne olacak belli olur


Aşk

Mart 27, 2007

Son nefesimsin sen benim,
Güneş, seninLe bir başka doğuyor,
Hayat seninLe oLunca yaşanıLıyor.
UzakLarda sanma beni
Bir nefes kadar yakınım sana.
SeninLe güLüyor,
SevginLe yaşıyorum.

Her an,
Yüreğimde sevgin
Senin sevgin,
Hasretin yakıyor beni.
ÖzLemin o kadar büyüyor ki içimde…
Bedenimde ruhum yok,
GüLmüyor gözLerim sensiz
SevginLe , güLen gözLerinLe
Yaşadığımı anlıyorum.
sen oLmazsan yasayamam..
sen yoksan bende yokum..
bu kaLp sadece senin için atıyor..
benim sonsuz …


Kendine Benim İçin Bir Gül Ver

Mart 24, 2007

sensizlikle flört etmeyi sen değil
sensizlik bilir
sesi ses/sensizliği sensizlik bilir

korkma, sana aşkı öğretmeyen kendinin
ellerinden tut!
çok ağrımış kendinin, siyah
ve ayaz kendinin
hep avuttuğum düşler için bana bir gül ver…
*
bak, palandöken dağlarında karlar erimiş
teknelerde kol kola bahar sulara inmiş
dağlar için, sular için bana bir gül ver
bir gül ver söküldüğüm günler için

-ve önce kendinin ellerinden tut!-
*
kendimin ellerinden tutunca
içimden nehirler gibi akmak geliyor
yollara çıkmak, yolculuklara bakmak geliyor
geberesiye içip salaş meyhanelerde
buralardan böyle ceketsiz kaçmak geliyor

tutunca kendimin ellerinden
pusulasız gemilerde yatmak
yaşlı ve şefkatli bir azizenin koynunda
sabaha dek kıpırtısız susmak geliyor

sevgilim, iyi insan, tutunca ellerimden
ömrümün içinden akmak geliyor…

*
sessizlik sensizliği ezbere bilir
sensizlik her şeyi bilir…

korkma, sana aşkı öğretmeyen kendinin
ellerinden tut!
sonra bana aşkı öğretmeyen kendimin
ellerinden;

bak, yıllarım sırılsıklam yağmurlar giymiş
günlerin avlusuna yeni yeni çocuklar inmiş
dağlar için, sular için bana bir gül ver
avuttuğum düşler için bana bir gül ver
bir
gül
pusulasız gemiler, sökülmüş günler için…
*
ben bütün yeşillerimi inatçı ayazlara çaldırdım
sen kendinin ellerinden tut
ve kendine benim

Yılmaz Odabaşı


Sezen AKSU – Geri Dön

Mart 24, 2007

Alışırım zannettiğim yokluğundan acılanmam
Vazgeçmek zor senin o büyülü tuhaf sıcağından
Dön demeye utanırım zavallı korkularımdan
Arkasına saklandığım gururumdan

Geri dön geri dön
Ne olur geri dön
Uzanıp tutuver elimi bir gün
Utanır diyemem ne olur geri dön

Olurda bir gün sende özlersen
Olurda bir gün sende gözlerimle buluşmayı istersen
Uzanıp tutuver elimi bir gün
Utanır diyemem ne olur geri dön

Her şey bana seni hatırlatır unutmak isterken
Utanırım hep o acılı şarkılarda ağlarken
Bazen bir dost yada bir çiçekle evime gelirsin
Her şey seni hatırlatırda yeniden…


Eksik Anlatım..

Mart 23, 2007

Çekilmeye yüz tutmuş buram buram sevda,
aklının iplerini salmışlığına vakitleri zamansız..
Nerde kaldı çocukluk,
nerde kaldı umut..

Adresi şaşmış bir nisan yağmuru,
pusulası ayarsız keder misali..
Burda kalmalı uzun yokuşlar diyorum,
kendimin farkına varmadan,
kendinin dizlerine çökmek istiyorum,

sensizliğin gökkuşağı siyah bil..

Bakma sen bana,
susmak erdemdir sanıyorum,
bazen konuşmadan seviyorum,
düştüğüm girdabın en sonsuzu bu aşk,
seviniyorum..
Ve gözlerin gelir geçer ya hani,
donuk resimlerden kare kare,
bir sürü ölü sevda barınmışken,
yaşamsın dediğim olsan,
kalsam,
sana kansam..

İçimdeki tüm şiirler sen olduğundan beri,
ne yazsam eksik kalmış..
Dur yok, durak yok sevdalara inat.
Bak gelmişinden başlayan tüm aşklarda adın kalmış,
yokmuş ki sensiz saattler,
bensizken de yoksun bana inat,
göçebe çaresizliklerdeyim kurudum..
Tamam tamam sustum..


Sebepsiz Sevdim..

Mart 23, 2007

Ben seni sebepsiz sevdim,
Dünü ve yarını hiçe sayarak
Ben seni olumsuz sevdim
Başka sevdalara çelme takarcasına
Karanlık dünyama gülmeyen bahtıma
Ben seni delice sevdim
Geceleri gözümü kırpmadan
Hayaller kurarak
Ben seni senden habersiz sevdim
Usanmadan bıkmadan tükenmeden
meçhul :)