Ait olmak, olmamak

Ağustos 16, 2007

..ve işte yine elde var sıfır

Nereye saklasam bilemedim, susamadım.. Manzarasız bir balkonda kendimi seyrediyorum içim acıyarak, heyhat! Seni düşürüyorum, nerdesin, yine beni seviyorum, nerdesin..

Hmm, haklısın kriz, sigara..
Kültablasında yeni bir izmarite açacak yer kalmasada, dumanına yandığım meret, sen de olmasan..
Derme çatma bir keder inşaatı aslında bu kültablasındaki manzara.. Şöyle bir baktımda, yerinde bir proje, yerli yerinde..
Bakma sen bana, sanırım kendime de misafirim bu gece, pek hoş gelmedim ama,
nerden baksan ait olmama duygusu, anlar mısın? Eylül sonunda bir yaprak gibi hissetmek kendini, ne tuhaf..
Seninle hep aynı ağacın üstünde yaşayalım ama farklı mevsimlerde olmasın, düşmekte bir, yeşermekte..

….

Bu son cümleden sonra, önümdeki bu kağıda uzun uzun bakarak ne demek istedim acaba..
Sitem miydi, umut mu acaba..

….

Gecenin sessizliğini ve yalnızlığımı bölen bir telefon sesi.. Biraz gecikse de, olsun..
Sadece bir saattir sesini duymuyordum ama halime baksan, sanki aylardır konuşamamıştık..

- Alo, canımm.. Uyuyamadın mı?

Senin o bembayaz ellerini öpebilirim, sanki yıllardır kimseye dokunmadım.. Uzaktan da olsa yalnız olmadığımı hissettiren sarılmalarını özledim.. Kimsin sen, seni özlemekten korkuyorum..
Sensiz kaldığım saatlerde ilk duyduğum bu oluyor, korku.. Neden korktuğumu bilmiyorum,
hayır biliyorum, ama hiç yokmuş gibi davranıyorum..

Neyse ki, bu gecem de sensiz geçmedi..
İyi ki geldin, ya gelmeseydin..

..demekki hala, elde var aşk..

 www.huzunbaz.com


Acı Harikalar Diyarında..

Ağustos 9, 2007

Ayakta durmam gerekiyor hayata karşı!
Kahkahalarımı koruyarak!
Oysa kılıcım yok!
Gölgelerin gücü yok!
Masallar bana yazılmamış.
Benim hayatımda saat asla 12′yi vurmaz.
Kurbağalar da beni sevmez zaten, neden prensim olsunlar
Uyumuyorum ki öpülüp uyandırılayım,
Kırmızı başlık taksam kurt bile takılmaz peşime,
Gidecek anneannem de yok ki artık,
Üvey annem bile yok beni şömine önü eziyetlere bırakacak,
Şeker evlerden korktum hep, dişlerim çürüyecek diye
Büyüdüm de kendim okudum masalları raflardan indirerek,
Ayşegül diye bir arkadaşım, süperman diye bir kurtarıcım olmadı hiç,
Sadece şarkılar vardı.
İçinde aşk, acı, umut olan şarkılar.
Dua etmeyi de bilmem aslında,
Aydede de, Noel baba da masallar gibi yalandı,
Ben çocukken bir tek yıldızlar kayardı!

Çisel Onat


Yalın – Cumhuriyet (Klip)

Temmuz 2, 2007


Barış Akarsu – Gözlerin

Temmuz 2, 2007

Dualarımız seninle…

Bu güzel şarkıyı indirmek için http://dosyam.net/?id=yfo9v5 linkine tıklayınız…


Gripin – Karışmasın Kimseler

Haziran 29, 2007


Acı Hayat – Yar Demedin – Yavuz Bingöl

Haziran 18, 2007


Özledim Seni Cimcimem

Haziran 13, 2007

“İnciÇiçeğiM ‘e”


aşktan nefes alamadığım o yerde – Cezmi Ersöz

Haziran 13, 2007

Çocukluğumun bahçesiydin sen
bütün bilinen mutluluklardan uzakta,
o sarışın akşam üstlerinde,
ıstırabın eşiğinde…
Nefesim sıkıştığında seni sevmekten
ömrünü okurdum o acı neşede,
boşalırdı ağzımdan o kanlı nefes
sonra çok özlendiği için acımasızca talan edilen
her baharda dönerdim oaraya…
O sarışın akşam üstleri
hiç gitmediğim uzaklardan döndüğüm yer olurdu…
Bilinen bütün mutluluklardan uzakta
kalırdım orada,
kalırdım çocukluğumun bahçesinde,
aşktan nefes alamadığım o yerde…

Cezmi ERSÖZ 


Yüreğim acıyor…

Haziran 13, 2007



Sevmiştim seni…
Bana bir gülüşünle, bir bakışınla unutuverirdim bütün acılarımı…
Sadece sen olurdun hayatımda.
Nasıl bir aşktı bu?…
Ne vardın, ne de yok!…
“Sensizliğin” hüküm sürdüğü karanlık ve eski bir limandayım şimdi.
Karanlık hücreme ışık olsun diye cama gözlerini çiziyorum dudaklarımla…
Sonra tebessüm eden yüzün geliyor aklıma, yüreğim acıyor.
Yağmurlar yağıyor şehrime, boş caddeler yalnızlığa teslim.
Çaresizlikler içinde sokakları geziyorum, sensiz bakıyorum denizin derin dalgalarına.
Üşüyorum, yüreğimde üşüyor.
Sonra geliveriyorsun aniden, seninle güneş doğuyor şehrime, her yer yine sıcacık.
Gelişlerinse, hep gidişlerine gebe.
Sana her kavuştuğumda, sevinmek bile korkutur oldu beni.
Son defa değil bu vedalar, biliyorum gideceksin yine…
Yalancı sevdalara kanıp, esen rüzgarlara aldanıp gideceksin.
İçinden geçeni okuyor gözlerim, bu defa hazırım.
Sus! Konuşma gideceksen, yalanlar çare değil bana, acıtma kalbimi mevsimlik sevmelerinle.
Ardına bakmadan git bu defa!
Hiçbir söz söylemeden, yüreğimdeki temiz aşkı, yalanlarınla kirletmeden git ki,
Bu da yaşayabileceğin en son gururun olsun!


Bir Yürekli Adam, kendini anlatırsa..

Mayıs 28, 2007


Ay’a ilk ayak basıldığı yılın 10 Ağustos’unda doğdu. İstanbul’un çileli ve kesmekeşli ortamında, o şehirde bir ömür harcayacağını bilmeden hep “düşünen” bir çocuk olarak büyüdü.

Cevizli semtinde, bir dere kenarında oynarken, mahallenin delisi kovalayınca “korkuyla” tanıştı.

Ailesi İstanbul’un mutena semtlerinden Fenerbahçe’ye taşınınca daha az korkmaya ve Fenerbahçeli olmaya basladı. 6 yasinda ilk kez bir maça gitti ve en sevdigi Fenerbahçe şapkasını çaldırdı. (Bugün bile o şapka için üzülür). 7 kardeşin 2 numaralı olanıydı ve ilerde bir mahalle takımında 2 numaralı formayı giyerek maçlara çıkacağını bilmiyordu.
Ablası okula başlayınca çok kıskandı ve saçını çekti. Bir yıl sonra ise okulunun ilk gününde annesi onu sınıfına sokmayı zor başardı… O gün çok ağlamıştı.

Arkadaşları teneffüslerde çesitli oyunlar oynarken, o hep “düşünüyordu”…

İlkokul bittiğinde bir korku filmi senaryosu yazdığını iddia ederek arkadaşlarına kendini güldürdü. Daha sonra sinema ile sadece “seyirci” olarak ilgilendi. O hep bir sinema tutkunu olarak yaşayacaktı; çünkü siirle daha tanışmamıştı.

12 Eylül ihtilalinde ortaokula başlayacaktı ve tek başına belediye otobüsüne binmeyi öğrenecekti. Daha sonra yağ, tüp, şeker ve gaz kuyruklarında beklemeyi ve soğuklarda üşürken ağlamamayı…

Mahallede her kırılan camdan Tazeoğlu kardeşler sorumlu tutulmaya başlanınca, baba Hayati Tazeoğlu ani bir göç harekatıyla tüm aileyi yeniden Cevizli’ye taşıma kararı aldı. Buna en içerleyense küçük Kahraman oldu. Geride bıraktığı mahalle arkadaşlarını bir gün yeniden görebilmek ümidiyle yanıp tutuşurken birden ilk defa yaşayacağı bir duyguyla karşılaştı. Karşı komsunun kızına aşık olmuştu. Mutluluğu, acıyı, hüznü ve ağlamayı yeniden keşfetti. Bütün bunların toplamının ona şiiri öğreteceğini bilmiyordu. Ablasının yazdığı şiirlerle dalga geçerken hatta “şiir de neymiş; saçmalık” diye iddia ederken gece gündüz şiir yazmaya başladı. Sonunda o terk edildi ama şiir onu terk etmedi. Yine aşık oldu, yine terk edildi, yine şiirler yazdı.

Matematiği gereksiz bir ders olarak gördüğü için, hocaları da onu gereksiz bir öğrenci olarak gördü. Uzun bir süre ara vereceği eğitimini daha sonra bin pişman olarak devam ettirecekti. Bu arada ailesi “eti senin kemiği benim” diyerek onu bir kuaföre çırak olarak verdi. 10 yıl sürecek bu macera özel radyoların açılmasiyla sona erecekti.

Bir yaz gecesi arkadaşının evinde balkon sohbeti yaparken arkadaşının annesi uykusundan uyandı ve “oğlum kapatın şu radyoyu da yatın artık” dedi. Halbuki radyo kapalıydı ve konuşan 19 yaşındaki genç Kahraman’dı…

Çocukluğundan beri özendigi spikerlik hayali daha da derinleserek artmaya baslamisti. Annesi bebekliğinde çok ağladığı zamanlarda onu radyonun yanına yatırır ve susmasını sağlardı. Çok çocuğa bakmakla yükümlü olan bir annenin bulduğu bu çözüm ilerde küçük Kahraman’ı radyocu yapacaktı.

Derken; günlerden bir gün, Türkiye’de ilk özel radyolar açılmaya başladı ve mesleğinde çok önemli bir yere gelmiş olan genç Kahraman, bu işe sevdalandı. Artık o radyocu olabilmek için yıllarını verdiği mesleğini bırakabilirdi. Sıkı bir radyo takipçisi olan genç Kahraman, “Gecenin Serserisi”ni dinleyerek hatta yayın yaptığı radyoya kadar gidip kendisiyle tanışarak hayatında ilk kez bir radyo stüdyosu gördü. Bununla da kalmayıp Orhan Çetin tarafindan programa konuk edildi, şiirler okudu. Gelen olumlu tepkiler kendisini yüreklendirdi ve o gün radyocu olmaya karar verdi. Mesleğini zirvedeyken bırakarak, yayın hayatına yeni “merhaba” diyen Kadıköy FM’de yayına başladı. Sonraki rüzgarlar onu baska radyolara sürükledi ve son durağı en sevdiği ve mutlu olduğu Radyo 7 oldu.

Şimdi Mavi Ada diye bir yerden şiirler seslendirerek gece bunalım oranını yükseltme çalışmalarını sürdürüyor. Kahraman Tazeoğlu’nun “Seni İçimden Terk Ediyorum” “Ölü Bir Kentin Morg Alfabesi” adli iki şiir kitabı var. Bu kitaplara bir de “Araz” adlı bir romanını ekledi. “Mavi Ada Mektupları” ve “Tutsak Mektuplar” adli iki derlemesini de listeye ekleyerek 5 kitaba ulaştığını söylersek geriye sadece asağıdaki notu düşmek kalır…

Not: Ablası artık şiir yazmıyor.

Kahraman Tazeoğlu